Merhaba Dostlar, kitaplarımı alanlarda en çok dikkat ettiğim konu kitapta aradığını bulmalarıdır. Bu yüzden sitemde kitaplarım hakkında çok geniş şekilde tanıtıcı bilgi verdim.
Sınıf öğretmeni olmam nedeniyle matematik alanında yazdığım kitaplarda ve yaptığım çalışmalarda mucize çözümler yerine konuyu temelden ele alan değerlendirmelere yer verdim.
Birinci kitabım ‘’Matematikle Barışıyorum’’ da ülkemizdeki matematiğe bakış açısının bir profilini çıkarıp teşhisi doğru olarak ortaya çıkarmaya çalıştım.
İlk kitabımı ( kitapçık ) yazarken yaptığım araştırma ve çalışmalarda ezberle başlayan matematiğin kabusla bittiğine şahit oldum.Bu yüzden ikinci kitabımda ezberin çıkış noktası olan çarpım tablosu öğretimi üzerinde durdum.Bu yüzden ikinci kitabımı okuyanların kitabımdan tam anlamıyla yararlanabilmeleri için üç konuya dikkat etmeleri gerekiyor.
Çalışmayı baştan sona önyargısız dikkatlice okuma.Bölüm sonlarına koyduğumuz ek okuma listelerindeki yazıların linklerine ulaşıp okuma.Çok önemli olanları bir dosyada biriktirme.Üçüncü bölümde anlattığımız yöntemleri uygulama, anlamadığı bölümler hakkında yardım alma.
Kitaplarım hakkında yapılan olumlu veya olumsuz her değerlendirme benim için çok önemlidir.Bu yüzden yapılan her değerlendirmeden mutlaka yeni bir şeyler öğrenmekteyim. Fakat Ekim 2009 sonunda kitaplarımı isteyen Yeliz ve Pınar hanımlara göndermiştim.Kitaplarımı aldıklarında ikisi de aynı gün bir ön değerlendirme gönderdi.
Bu ön değerlendirmeler arasındaki 180 derecelik fark beni çok şaşırttı.Aynı değerlendirmeleri benim yerime siz olsaydınız ne yapardınız acaba ?
Yeliz Hanım : Selam Necip bey kitabınız elime ulaştı fakat elime gecen 1. kitap ve fotokopi idi dikkatimi çeken fotokopinin 81 sayfasına kadar olan yazılarda duygu ve düşünce içerikli olması beni tatmin etmedi.’’Etkili ve Pratik Yöntemlerle Çarpma ve Dört İşlem’’ konulu olması beni çok etkilemişti fakat fotokopinin içeriği bu konu hakkında bize fazla bilgi vermemektedir.Ben avantajlı paket olarak 2 kitap birden diyerek size sipariş verdim.Fakat elime gecen kitaplarda ılk öğretim 3 sınıf dört işlem ve çarpma kolay ögretimi hakkında bir detaya fazlasıyla rastlayamadım. Üzülerek kitaplarınızı size iade etmek istiyorum.Emeğinize kesinlikle saygı duyuyorum fakat içerik olarak beni tatmin etmedi desem daha doğru olur düşüncesindeyim.Saygılarımla….
Pınar Hanım : Merhaba hocam, kitaplarınızı aldım henüz tamamını okuyamadım ama okuduğumda muhakkak yorumlarımı ve gösterdiği etkiyi anlatacağım size. Gönderdiğiniz Süper Çocuklar şarkısını da dinledim.Çocuklar için eğlenerek öğretecek eğlenceli hoş bir şarkı olmuş, büyükleri bile eğlendiriyor çocuklarda muhakkak büyük coşku yaratacaktır. Allah sizler gibi eğitimcileri başımızdan eksik etmesin tekrar rahatsız edeceğim sizi hem yorumlarımla hem de yardım etmeniz gereken konularda şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.Saygılar ...
Yaptığım işin zor bir iş olduğunu biliyorum.Çünkü eski Kültür Bakanlarımızdan Tınaz TİTİZ Bey’in deyimiyle bir kanser olan ezberi yenmeden matematik alanında başarıyı yakalamamızın mümkün olmadığını çok iyi biliyorum.Bu yüzden ikinci kitabımın arka kapağına ‘’Çarpım Tablosu Ezberi Öldü’’ şiirini koydum.Altın da şu tesbit cümlemei ekledim.
‘’Türk Milletinin matematikte başarılı olmasının ilk şartı ; var olan potansiyel zekanın ezber hapishanesindeki esaretinden kurtarılıp mantıkla işbirliği yapar hale gelmesidir.Necip GÜVEN ‘’
Ezberin Türk Toplumunda yaptığı tahribatı anlatması bakımından 2006 yılında okulumuzda raporlu bir öğretmenin yerine geçici olarak derse giren yeni mezun Rabia Öğretmenin yazısını okumak yeterlidir diye düşünüyorum.
EZBER KABUSU SONA ERDİ !
Okul hayatım boyunca genelde başarılı bir öğrenci olmama rağmen matematik benim için bir korku ve ürperti sebebi olmuştur.
İlkokulda matematik dışında tüm konuları dikkatle dinliyor ve anlıyordum. Bu durum benim çok canımı sıkıyordu. Bundan rahatsız oluyor bir türlü kabullenemiyordum.
Diğer notlarım hep yüksekti; matematik notum da yüksek olmalıydı.
Bütün anlama çabalarıma rağmen başarısız olunca ben de ‘’Matematiği anlamama gerek yok. Yalnızca çok çalışıp soruları çözüp notumu yükseltmeliyim.’’ Diye düşünmeye başladım. Bir süre sonra da aradığım yöntemi bulmuştum, ’’EZBER’’Artık matematik konuları anlatılırken hiç anlamaya çalışmıyor ; tüm enerjimi formülleri ezberlemeye harcıyordum.
Sınavlarda ezberlediğim formülleri kullanarak istediğim yüksek notları da almaya başlamıştım fakat sınav sonunda bütün ezberlerim uçup gidiyordu.
Bu yöntemle başarılı olmama rağmen matematikten hiçbir şey anlamadan, hep korka korka dolaysıyla da sevmeden okul hayatım sona erdi.
İşin kötü tarafı da seçtiğim meslek te sınıf öğretmenliğiydi. Şimdi öğrenciyken korktuğum matematik daha önce görmediğim kadar korkunç haliyle karşımdaydı.
Evet, evet daha korkunç görünüyordu çünkü benim için artık anlamı değişmişti. Artık kurallara dönüştürüp ezberlemem için karşımda değildi. Sürekli bana ‘’Beni anlat, beni öğret, beni yücelt, beni sevdir!!!’’ diye avaz avaz bağırıp duruyordu.
Ben ise bütün çabama rağmen bu haykırışa karşılık veremiyordum. Sesim bir türlü çıkmıyor , öğrencilerime ulaşamıyordum...
Pes edemezdim, etmemeliydim ama bu çıkmazdan nasıl kurtulacaktım?
Necip Hocamı işte tam bu sırada tanıdım. Matematiğe olumsuz yaklaşımımı ve korkularımı hissetmiş olacaktı ki yanıma geldi ve kendini tanıttı.
Kısa bir sohbetten sonra ‘’Matematikle Barışıyorum’’ adlı kitabını okumam için verdi. Bu kitabı okuduktan sonra matematikle ilişkimi tekrar sorgulamaya başladım.
Bu zamana kadar matematik konularını hep ezberlemiş,farklı çözüm yollarını işaret eden kapıların varlığından habersiz yaşamış, çözümlere daima bildiğim tek bir kapıdan ulaşmanın uğraşını vermiştim. Bu durumu fark etmemle birlikte matematiğe bakış açımda çok önemli değişiklikler olmaya başladı.
Yıllardır ‘’Çözüme bir tek kapıdan ulaşılır.’’düşüncesini yavaş yavaş kafamdan atmaya başladım. Kafamdaki bu düşünce yok oldukça çok farklı kapılar belirmeye başladı. Ve ben artık korkmadan beliren her kapıdan içeri girmeye başladım. Kapıların hiç biri kilitli değil , hepsi beni bekliyor. Matematik aydınlık dünyasına beni bekliyor.....
Artık matematiği kurallar,formüller bütünü olarak değil hayatın ta kendisi olarak görüyorum. Ve şimdi ben de matematiği seviyorum...
Evet, matematiği seviyorum ama kısa bir sürede bir mucize beklemiyorum. Mucize benim içimde ...Ağır ağır, sindire sindire bazen zorlanarak bazen de yorularak ta olsa hedefime ulaşacağım. Yakın zamanda da matematikle tamamen barışacağım...
Rabia Öğretmen
matematik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
matematik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Haziran 2010 Pazar
12 Haziran 2010 Cumartesi
Montessori Eğitiminde Matematik Materyalleri
Montessori Eğitiminde Matematik Materyalleri
Maria Montessori, Hayatı
Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori 31 Ağustos 1870 tarihinde İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zeka özürlü çocuklarla çalışmıştır.
1899 yılında ise Roma’da zeka geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropoloji, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi ya da Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın bir çok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır.
Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak göz altına alınır , . 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir.1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar.
1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir. 1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Roma Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür.
Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın bir çok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemlemeyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın bir çok ülkesinde uygulanmaktadır.
Montessori Eğitiminde Matematik Materyalleri:
Çocuklara erken yaşlarda matematik malzemeleri ile çalışma olanağı sağlandığında, onların matematik gerçekleri kavradıkları ve birçok yeteneği kolayca ve zevkle kazanabildikleri görülmüştür. Halbuki matematik, çocuklara ileriki yaşlarda soyut bir formda verildiğinde aynı yetenekleri kazanabilmeleri için uzun bir zaman ve çok fazla çaba gerekmektedir.
Dr. Montessori sayı sayma işlemiyle ilgilenen çocukları incelediğinde, dokunmayı veya saydıkları materyalleri bir yerden bir yere taşımayı istediklerini gözlemlemiş ve bundan hareketle somut matematik materyalleri hazırlamıştır. Bir Montessori sınıfındaki çocuklar, toplama, çıkarma kurallarını veya çarpım tablosunu ezberlemezler, bunları ezberleme zamanı geldiğinde ise artık her işlemin ne anlama geldiğini çok iyi bilir durumda olurlar.
Maria Montessori, Hayatı
Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori 31 Ağustos 1870 tarihinde İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zeka özürlü çocuklarla çalışmıştır.
1899 yılında ise Roma’da zeka geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropoloji, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi ya da Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın bir çok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır.
Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak göz altına alınır , . 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir.1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar.
1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir. 1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Roma Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür.
Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın bir çok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemlemeyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın bir çok ülkesinde uygulanmaktadır.
Montessori Eğitiminde Matematik Materyalleri:
Çocuklara erken yaşlarda matematik malzemeleri ile çalışma olanağı sağlandığında, onların matematik gerçekleri kavradıkları ve birçok yeteneği kolayca ve zevkle kazanabildikleri görülmüştür. Halbuki matematik, çocuklara ileriki yaşlarda soyut bir formda verildiğinde aynı yetenekleri kazanabilmeleri için uzun bir zaman ve çok fazla çaba gerekmektedir.
Dr. Montessori sayı sayma işlemiyle ilgilenen çocukları incelediğinde, dokunmayı veya saydıkları materyalleri bir yerden bir yere taşımayı istediklerini gözlemlemiş ve bundan hareketle somut matematik materyalleri hazırlamıştır. Bir Montessori sınıfındaki çocuklar, toplama, çıkarma kurallarını veya çarpım tablosunu ezberlemezler, bunları ezberleme zamanı geldiğinde ise artık her işlemin ne anlama geldiğini çok iyi bilir durumda olurlar.
Etiketler:
çarpım tablosu,
eğitimi,
ezber,
matematik,
materyal,
Montessori
Okul Öncesi Dönem Ve Matematik Eğitimi
Okul Öncesi Dönem ve Matematik Eğitimi ( * )
Günümüzde pek çok çocuk matematiği ürkütücü ve sıkıcı olarak algılamaktadır. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi okul öncesi dönemde aileler tarafından yapılan bir takım yanlışlıklardır. Ailelerin kafalarında yerleşmiş olan matematik zordur önyargısı maalesef çocukları da küçük yaşta esir almaktadır. Halbuki okul öncesi dönemdeki bir çocuğun algılama gücü yetişkin bir ebeveynin algılama gücünün en az on katıdır. Bir kere çocuğun kafasında neyin zor neyin kolay olduğu gibi bir ön bilgi olmadığı için çocuk sayısal ya da sözel herşeyi almaya hazırdır ta ki bizler çocuğumuzun kafasına şu zordur veya şu kolaydır gibi bilgileri yerleştirinceye kadar.
Matematiğin zor anlaşılan bir ders olmasının arkasında ailenin uygulamış olduğu öğretim teknikleri de büyük ölçüde etkilidir. Çağımızın getirdiği bir takım olumsuzluklar da çocukları matematikten ve soyut düşünmeden uzaklaştırmaktadır. 0-6 yaştaki çocuğa yönelik sınırsız sayıda bilgisayar oyunu ve aileler de bu imkanları çocuğa sunmuşken aynı anda çocuktan matematik yapmasını ve soyut düşünmesini beklemek mantıksız olur. Küçük yaştayken çocukları televizyonun ve bilgisayar oyunlarının esiri yapmak her ne kadar çocuğu ödüllendirme veya yaramazlık yapmasını durdurmak için bir yol olsa da uzun dönemde çocuğu o yaşta sanal dünyanın kucağına atıp özgür düşünme, üreticilik ve gerçek hayattan uzak bir yaşam tarzı benimsetmektir.
Peki çocuğumuz matematikten ve matematik içeren oyunlardan sıkılıyor ve onlardan uzak kalmayı seçiyorsa ne yapmalı? O zaman aklımıza hemen zekanın tek bir tür olmadığı, 1983 yılından bu yana Howard Gardner tarafından tanımlanmış 8 tür zekanın var olduğu gelebilir (çoklu zeka kavramı), ve hemen bir sonuç çıkararak benim çocuğumda demekki matematiksel zeka yok denebilir.
Her ne kadar böyle bir çıkarım mantıklı gözükse de, tanımlanmış bu zeka türlerini tek tek incelersek, pek çoğunda soyut düşünmenin var olduğunu görürüz. İnsanları matematikten uzaklaştıran başlıca etmenin soyut düşünme zorunluğu olduğu düşünülürse, bunun burada geçerli olamayacağı anlaşılır. Bundan yaklaşık her tür zekaya, elbette matematik zeka başta olmak üzere, matematiği sevdirme olanağı bulunabileceği anlaşılır. Demek ki, matematikle yalnız matematik zekası olanlar uğraşmaz. Öteki tür zekalar da az ya da çok matematiği ve matematik içeren soyut kavramları anlayabilirler.
Demek ki, ortada başka bir sorun olmalıdır. Bu da, büyük olasılıkla bu konuda matematiğe yakınlaştıracağız diye çocuğun üzerine fazlaca yüklenmektir diyebiliriz. Elimizdeki araçları ona gerçek oyun gereçleri olarak verirsek sıkılmasına meydan vermeden, öteki oyuncakları gibi ilgi duyarak ilgilenmesi sağlanabilir.
Bu yaşta matematik oyunları ve bilmeceleri ile çocuğu matematiğe ısındırmak ve matematiği zevkli bir konu yapmak mümkündür. Hemen hemen her matematik konusu için bir aktivite veya oyun bulunabilir. Öğretmek istediğimiz konuya göre her ebeveyn kendisi bile birtakım zevkli oyunlar bulup çocuğu ile zevkli vakitler geçirebilir.
Bu tür oyunları çağımızın da verdiği olanaklardan faydalanarak en basitinden internetten bularak çocuğumuzun matematiksel gelişimine katkıda bulunabiliriz. Matematik bir defa sevildi mi eğer çocuğun kendine olan güvenini kıracak bir öğretmeni olmazsa kolay kolay nefret edilmez. İşin özü çocuğa matematik sevgisini küçük yaşta vermektir.
Peki okul döneminde matematik sevdirilemez mi? Oyunlarla ve bilmecelerle matematik öğrenme fırsatı okul dönemi çocuklar için kaçmış değildir aslında. Fakat okuldaki öğretmenin matematik öğretim tarzı çok önemlidir. Matematik dersiyle ilk yüzleşmesini yapan öğrenciye sunulan matematik problemleri, oyun ya da bilmeceler gibi verilmeli; teoremler de bu bilmecelerin ip uçlarıymış gibi anlatılmalıdır. Bunun tersi yapılıp, daha başlar başlamaz matematik kupkuru yüzüyle öğrencinin önüne konursa, çocuk hızla bu derse karşı soğukluk duymaya başlayacaktır.
Okul döneminde de matematik sevilir ama her öğrencinin mesleğini seven, matematiği özümsemiş ve matematiği oyunlarla anlatabilen öğretmenlere sahip olma olasılığı günümüzdeki matematikten nefret eden insan kitlesine bakılınca çok düşük bir ihtimal olduğu görülür.
Matematiğin hayatın her anında karşımıza çıktığını ve insanların matematik bilgileri ile değerlendirildiği yirmi birinci yüzyılda öğrenci ailesi olarak çocuğumuza iyi bir gelecek sunmak istiyorsak matematiği sevdirme işini okul çağına bırakmamak çok mantıklıdır.
( * ) Mehmet AYDIN / Marathon Science School of Excellence /Maths Teacher
KAYNAK:http://www.bilgispot.com/7706/okul-oncesi-donem-ve-matematik-egitimi/
Günümüzde pek çok çocuk matematiği ürkütücü ve sıkıcı olarak algılamaktadır. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi okul öncesi dönemde aileler tarafından yapılan bir takım yanlışlıklardır. Ailelerin kafalarında yerleşmiş olan matematik zordur önyargısı maalesef çocukları da küçük yaşta esir almaktadır. Halbuki okul öncesi dönemdeki bir çocuğun algılama gücü yetişkin bir ebeveynin algılama gücünün en az on katıdır. Bir kere çocuğun kafasında neyin zor neyin kolay olduğu gibi bir ön bilgi olmadığı için çocuk sayısal ya da sözel herşeyi almaya hazırdır ta ki bizler çocuğumuzun kafasına şu zordur veya şu kolaydır gibi bilgileri yerleştirinceye kadar.
Matematiğin zor anlaşılan bir ders olmasının arkasında ailenin uygulamış olduğu öğretim teknikleri de büyük ölçüde etkilidir. Çağımızın getirdiği bir takım olumsuzluklar da çocukları matematikten ve soyut düşünmeden uzaklaştırmaktadır. 0-6 yaştaki çocuğa yönelik sınırsız sayıda bilgisayar oyunu ve aileler de bu imkanları çocuğa sunmuşken aynı anda çocuktan matematik yapmasını ve soyut düşünmesini beklemek mantıksız olur. Küçük yaştayken çocukları televizyonun ve bilgisayar oyunlarının esiri yapmak her ne kadar çocuğu ödüllendirme veya yaramazlık yapmasını durdurmak için bir yol olsa da uzun dönemde çocuğu o yaşta sanal dünyanın kucağına atıp özgür düşünme, üreticilik ve gerçek hayattan uzak bir yaşam tarzı benimsetmektir.
Peki çocuğumuz matematikten ve matematik içeren oyunlardan sıkılıyor ve onlardan uzak kalmayı seçiyorsa ne yapmalı? O zaman aklımıza hemen zekanın tek bir tür olmadığı, 1983 yılından bu yana Howard Gardner tarafından tanımlanmış 8 tür zekanın var olduğu gelebilir (çoklu zeka kavramı), ve hemen bir sonuç çıkararak benim çocuğumda demekki matematiksel zeka yok denebilir.
Her ne kadar böyle bir çıkarım mantıklı gözükse de, tanımlanmış bu zeka türlerini tek tek incelersek, pek çoğunda soyut düşünmenin var olduğunu görürüz. İnsanları matematikten uzaklaştıran başlıca etmenin soyut düşünme zorunluğu olduğu düşünülürse, bunun burada geçerli olamayacağı anlaşılır. Bundan yaklaşık her tür zekaya, elbette matematik zeka başta olmak üzere, matematiği sevdirme olanağı bulunabileceği anlaşılır. Demek ki, matematikle yalnız matematik zekası olanlar uğraşmaz. Öteki tür zekalar da az ya da çok matematiği ve matematik içeren soyut kavramları anlayabilirler.
Demek ki, ortada başka bir sorun olmalıdır. Bu da, büyük olasılıkla bu konuda matematiğe yakınlaştıracağız diye çocuğun üzerine fazlaca yüklenmektir diyebiliriz. Elimizdeki araçları ona gerçek oyun gereçleri olarak verirsek sıkılmasına meydan vermeden, öteki oyuncakları gibi ilgi duyarak ilgilenmesi sağlanabilir.
Bu yaşta matematik oyunları ve bilmeceleri ile çocuğu matematiğe ısındırmak ve matematiği zevkli bir konu yapmak mümkündür. Hemen hemen her matematik konusu için bir aktivite veya oyun bulunabilir. Öğretmek istediğimiz konuya göre her ebeveyn kendisi bile birtakım zevkli oyunlar bulup çocuğu ile zevkli vakitler geçirebilir.
Bu tür oyunları çağımızın da verdiği olanaklardan faydalanarak en basitinden internetten bularak çocuğumuzun matematiksel gelişimine katkıda bulunabiliriz. Matematik bir defa sevildi mi eğer çocuğun kendine olan güvenini kıracak bir öğretmeni olmazsa kolay kolay nefret edilmez. İşin özü çocuğa matematik sevgisini küçük yaşta vermektir.
Peki okul döneminde matematik sevdirilemez mi? Oyunlarla ve bilmecelerle matematik öğrenme fırsatı okul dönemi çocuklar için kaçmış değildir aslında. Fakat okuldaki öğretmenin matematik öğretim tarzı çok önemlidir. Matematik dersiyle ilk yüzleşmesini yapan öğrenciye sunulan matematik problemleri, oyun ya da bilmeceler gibi verilmeli; teoremler de bu bilmecelerin ip uçlarıymış gibi anlatılmalıdır. Bunun tersi yapılıp, daha başlar başlamaz matematik kupkuru yüzüyle öğrencinin önüne konursa, çocuk hızla bu derse karşı soğukluk duymaya başlayacaktır.
Okul döneminde de matematik sevilir ama her öğrencinin mesleğini seven, matematiği özümsemiş ve matematiği oyunlarla anlatabilen öğretmenlere sahip olma olasılığı günümüzdeki matematikten nefret eden insan kitlesine bakılınca çok düşük bir ihtimal olduğu görülür.
Matematiğin hayatın her anında karşımıza çıktığını ve insanların matematik bilgileri ile değerlendirildiği yirmi birinci yüzyılda öğrenci ailesi olarak çocuğumuza iyi bir gelecek sunmak istiyorsak matematiği sevdirme işini okul çağına bırakmamak çok mantıklıdır.
( * ) Mehmet AYDIN / Marathon Science School of Excellence /Maths Teacher
KAYNAK:http://www.bilgispot.com/7706/okul-oncesi-donem-ve-matematik-egitimi/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)